|
|
|
Halk takvimi, belli bir yörenin iklim koşulları ve yaşamsal etkinliklerine dayalı bir şekilde uzun deneyimler sonucunda ortaya çıkan ve yerel özellikleri ifade eden bir zaman bölümlemesidir. Esasen yöre insanının kültürel bir miras olarak edinmiş olduğu bu zaman bölümlenmesiyle ülke genelinde kabul edilen fakat yerel unsurlara göre farklılaşan durumlar ifade edilmektedir.
Halk takvimi, insan-doğa İlişkilerinde doğanın egemenliğine yenik düşmemek için halk tarafından oluşturulmuş ve kırsal kesimde yaşam bu takvime göre yönlendirilmiştir. Geleneksel tarım ve hayvancılığa ilişkin her türlü etkinlik, bu takvime göre düzenlenmiştir.
Halk takviminde yıl, Hızır günleri ve Kasım günleri olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu ayırım genel olarak iki mevsimin varlığını kabul etmeye dayanan eski bir takvim anlayışından kaynaklanmaktadır. Başta İstanbul olmak üzere ülkenin her yanında yaygınlaşan bu anlayışa göre bir sene “yaz” ve “kış” olarak ikiye ayrılmış; yaz mevsimi için “eyyam-ı rûz-ı Kasım” veya “Kasım”; kış içinse “eyyam-ı rûz-ı Hızır” ya da kısaca “Hızır” denmekteydi. 186 gün olan Hızır Günleri, 6 Mayıs’tan başlayıp 7 Kasım akşamına kadar devam etmektedir. Hıdırellez’le başlayan bu mevsimin başlangıcı halk arasında “yılbaşı” olarak kabul edilerek çeşitli kutlamalarla karşılanır. 179 gün olan Kasım Günleri ise 8 Kasım’dan başlayıp 5 Mayıs akşamına kadar devam eder. Kasım Günleri’nin kırkına gelince bazı hayvanlar kış uykusuna yatarlar. Bu döneme Arapça kırk manasına gelen “erbain” denmektedir. Sonra elli manasına gelen “hamsin” dönemi başlar, elli günlük olan bu dönem oldukça soğuk geçmektedir. Zemheri, Bocuk ve Tahta Atımı dönemlerinden sonra cemreler düşmeye başlar ve 3. cemre’nin düşmesinin ardından Kocakarı Soğukları adı verilen bir dönem başlar. Martın Dokuzu ve Nisanın Beşi’nden sonra artık havalar ısınmaya başlamıştır.
Yöreden yöreye göre değişebilen bu zaman bölümlemesi, İstanbul ve çevresinde çoğu kez tarım ve hayvancılığın yanında denizle de ilişkilendirilerek İstanbul’a özgü bir halk takvimi oluşturulmuştur. Bu takvim eski müneccimler ve takvim hazırlayan kişiler tarafından yazılı hale getirilmiştir.
Bu takvime göre:
6 Mayıs - Hıdrellez
9 Mayıs - Doğu Rüzgârlarının Esmesi
12 Mayıs - Yağmurların Kesilmesi
16 Mayıs - Filizkıran Fırtınası
17 Mayıs - Gül Mevsiminin Başlaması
20 Mayıs - Kokolya Fırtınası
23-24 Mayıs - Ülker Fırtınası
30 Mayıs - Kabak Meltemi
3-4 Haziran - Kuzey Rüzgârlarının Esmesi
7-8 Haziran - Ekin Biçme Zamanının Başlaması
10-11 Haziran - Ülker Doğuşu Fırtınası
16 Haziran - Güney Rüzgârlarının Esmesi
20 Haziran - Uzun Günlerin Başlaması
21 Haziran- Gündönümü Fırtınası
25 Haziran - Uzun Günlerin Sonu
26 Haziran - Kızılerik Fırtınası
30 Haziran - Yaprak Aşısı Zamanı
4 Temmuz - Sam Rüzgârlarının Esmesi
8-10 Temmuz - Çark Dönümü Fırtınası
16-18 Temmuz - Sıcakların Artması
27 Temmuz - Karaerik Fırtınası
31 Temmuz - Sıcak Günlerin Başlaması
7 Ağustos - Sıcak Günlerin Sonu
22 Ağustos - Sam Rüzgârlarının Sonu
26-27 Ağustos - Leyleklerin Gitme Zamanı
28 Ağustos - Mihrican Fırtınası
6 Eylül - Bıldırcın Geçimi Fırtınası
13 Eylül - Çaylak Fırtınası
16-17 Eylül - Sıcakların Azalması
27-28 Eylül - Kestane Karası Fırtınası
30 Eylül - Turna Geçimi Fırtınası
3 Ekim - Koç Katımı Fırtınası
8 Ekim - Yaprakların Dökülmeye Başlaması
10-11 Ekim - Meryemana Fırtınası
15 Ekim - Yağmurların Başlaması
19 Ekim - Bağbozumu Fırtınası
20-21 Ekim - Suların Soğuması
26 Ekim - Balık Fırtınası
31 Ekim - Ağaçların Budanmaya Başlanması
3 Kasım - Lodos Rüzgârlarının Başlaması
5 Kasım - Kuş Geçimi Fırtınası
8 Kasım - Kasım Başı
9- 10 Kasım - Pastırma Yazı
18 Kasım - Böceklerin Kışlığa Çekilmesi
22 Kasım - Güney Rüzgârlarının Esmesi
28 Kasım - Ağaçlardan Suların Çekilmesi
29- 30 Kasım - Ülker Dönümü Fırtınası
1- 2 Aralık - Kuzey Rüzgârlarının Esmesi
9- 10 Aralık - Karakış Fırtınası
19- 20 Aralık - Uzun Gecelerin Başlaması
21 Aralık - Erbain Başlangıcı
26 Aralık - Uzun Gecelerin Sonu
28- 30 Aralık - Gündönümü Fırtınası
9 Ocak - Zemheri Fırtınası
19 Ocak - Haçın Suya Atılması
26 Ocak - Kışın En Şiddetli Zamanı
29 Ocak - Ayandon Fırtınası
30 Ocak - Erbain’in Sonu
31 Ocak - Hamsin’in Başlangıcı
7 Şubat - Ağaç Dikme Zamanı
19 Şubat - Kuşların Çiftleşme Zamanı
20 Şubat - 1. Cemre (havaya düşer)
26 Şubat - Leyleklerin Gelmeye Başlaması
27 Şubat - 2. Cemre (suya düşer)
2- 3 Mart - Soğukların Kırılması
5- 6 Mart - 3.Cemre (toprağa düşer)
7- 9 Mart - Ağaçlara Su Yürümesi, Bağ Budama ve Kalem Aşısı Zamanı
10- 18 Mart - Kocakarı Fırtınası
19 Mart - Kırlangıçların Gelmeye Başlaması
20- 21 Mart - Nevruz
21- 22 Mart - Hamsin’in Sonu
23- 24 Mart - Kozkavuran Fırtınası
27- 29 - Çaylak Fırtınası
2- 3 Nisan - Çiçeklerin Açılmaya Başlaması
4 Nisan - Bülbül Ötmesi (Feryâd-ı Andelib)
6- 7 Nisan - Kırlangıç Fırtınası
15 Nisan - Kuğu Fırtınası
19- 24 Nisan - Sitte-i Sevir Fırtınası
25 Nisan - İpekböceğinin Çıkması
4 Mayıs - Çiçek Fırtınası
Mevsimlerle ilgili olarak halk arasında “Mart ayı, dert ayı”, “Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”, “Sitte-i Sevir, kapıyı çevir”, “Hamsin, kâh üşü kâh ısın.” gibi sözler söylenmiş ve çoğunluğu yağmurla ilgili olan çeşitli inanışlar ortaya çıkmıştır. Bu inanışlardan bazıları şöyledir:
- Güneşli havada yağmur yağarsa, kurt doğuruyor demektir.
- Zararlı yağmuru kesmek için çamurdan yoğrularak yapılan kurbağa, kıbleye bakan bir duvarın deliğine konursa, yağmur kesilir.
- Çamurdan fare yapılıp ateş yanında kurutulursa, yağmur kesilir.
- Ay doğarken donuk görünürse, yağmur yağar.
- Uzunca bir iplik üzerine, kırk kelin adı söylenerek düğüm vurulursa, yağmur kesilir.
- İlk düşen dolu tanelerinden birisini, anasının ilk çocuğu olan biri alıp koynuna koyarsa, dolu kesilir.
- Zemheri’de (Ocak ayında) havalar sıcak olursa, o yıl kıtlık olacak demektir.
- Tarlaya ilk tohum atıldığı zaman iki rekât namaz kılınırsa, ürün bol olur.
- Yağmurun yağması için yapılan yağmur duaları, genellikle açık alanda mezarlık ya da türbe olan yerlerde, bir hoca önderliğinde yapılır. Hoca dua eder, orada bulunan kişiler de bu dualara katıldıktan sonra kurban kesilerek yemekler yenir. Belli sayıda taş toplanarak üzerlerine dua okunur ve bu taşlar bir suyun içine atılır. Yeterince yağmur yağdığına inanıldıktan sonra bu taşlar sudan çıkarılır.
Küçüklerin katıldığı yağmur dualarında ise genellikle çocuklar toplanarak bütün evleri dolaşırlar; evde bulunan kişilerden yağ, un, şeker benzeri yiyecekler toplayarak bunlardan yemek yaparlar. Bu arada kendi aralarında birtakım eğlenceler ve oyunlar düzenlerler.
Evlerde Yapılan Mevsim Hazırlıkları
Halk arasında mevsimlerin yaz ve kış olarak ayrılmış olması, öncelikle günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olan giyinme, beslenme, temizlik gibi alanlarda kendisini gösterir. Kış mevsimine girerken tüm evlerde kışa hazırlık olarak; sobaların kurulması, kaloriferin bakımı, gaz, odun, kömür gibi yakacakların depolanması, bacaların temizlenmesi, perde, halı benzeri eşyaların yıkanması, bahçe veya evde bulunan çiçeklere bakım yapılması, yazlık giyeceklerin kaldırılıp kışlık giyeceklerin çıkarılması, dolap, depo, ambar gibi yerlerin dip-köşe temizlenmesi ve konserve, reçel, salça, tarhana gibi yiyeceklerin hazırlanıp kış için depolanması gibi çeşitli faaliyetler yapılmaktadır.
Yaz mevsimi başlarken ise sobaların kaldırılması, boya- badana işlemleri, kışlık giyeceklerin temizlenerek kaldırılması, dolapların boşaltılıp örtülerin yıkanması ve yeniden yerleştirilmesi, perde ve benzeri eşyaların yıkanması, yorgan, battaniye gibi eşyaların yıkanıp naftalinlenerek kaldırılması, evin baştan aşağı temizlenmesi, bahçe ve balkonların düzenlenmesi gibi işlemler yapılmaktadır.
Mevsimsel Bayramlar
Hıdrellez (5-6 Mayıs)
Türkler, XI. asır sonları ile XII. asır başlarında Anadolu’ya geldiklerinde kutlaya geldikleri şenlikleri de beraberlerinde getirmişlerdir. Bu törenlerden biri olan Hıdırellez, asırlar içerisinde giderek zenginleşmiş, Türk’ün ruhuna sinmiş ve benliğinde yer etmiştir. Bu bakımdan Hıdırellez gerek Anadolu’da gerek Anadolu dışında yaşayan Türkler arasında özel bir gün niteliği taşımaktadır. Hıdırellez kışın bittiğini ve yazın başladığını haber veren bir bayramdır.
Hıdırellez’in kökeniyle ilgili yapılan çalışmalara baktığımızda bu geleneğin Mezopotamya ile Anadolu kültürlerine ait olduğu ve İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültür ve inançlarına ait olduğu yolundaki çeşitli görüşlerle karşılaşmaktayız. Hıdrellez Bayramı’nın ve dolayısıyla oldukça zengin olan Hızır kültünün tek bir kültüre mal edilmesi olanaksız olmakla beraber ilk çağlardan itibaren Mezopotamya, Anadolu, İran, Balkanlar ve hatta bütün Doğu Akdeniz ülkelerinde bahar ya da yazın gelişiyle belli başlı doğasal döngüler için sevinç duyulduğu görülmektedir. Yazın başlangıcı olarak da kabul edilen Hıdırellez, halk arasında “yılbaşı” olarak kabul edilmiş ve bu tarihte ölümsüzlüğüyle bilinen Hızır ile İlyas’ın kara ve denizin birleştiği bir yerde buluştuğu yönündeki inanışlar halk arasında çeşitli geleneklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Hıdırellez kutlamaları genellikle “hıdırlık” denilen, yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılmaktadır. Bu gecede âb-ı hayat içerek ölümsüzlüğe kavuşmuş olan Hızır ile İlyas'ın buluştuğuna inanılmaktadır. Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla halk arasında çeşitli uygulamalar yapılmaktadır. Bu uygulamaların bir kısmı şöyledir:
- Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Böylelikle Hızır’ın bu yerlere bereket getirmesi beklenir.
- Hıdırellez gecesi, gül ağacının altına istenilen şeylerin küçük bir resmi çizilir veya yazılırsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanılır. Dilek yazılan kâğıtlar, aynı zamanda kırmızı kurdeleye bağlayıp gül ağacına asılır.
- Evlenmek isteyen kişi, özel surette yapılmış tuzlu çöreği 5 Mayıs akşamı yiyerek gece uykusuna yatarsa, rüyasında evleneceği kızı veya erkeği görür.
- Hıdrellez gecesi, bir ateş yakılır ve üzerinden atlanırsa dileğin gerçekleşeceğine inanılır.
- Baharın ilk kuzusunun Hıdrellez gecesi yenildiği zaman sağlık ve şifa bulunacağına inanılır.
- Hıdrellez gününde kırlardan çiçek veya ot toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.
- Anadolu’nun bazı yerlerinde Hıdırellez günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme âdeti vardır. Kurban ve adaklar Hızır hakkı için olmalıdır. Böylece Hızır'la karşılaşılacağına inanılmaktadır.
Günümüzde de devam etmekte olan Hıdrellez kutlamaları, İstanbul’da çeşitli konserler ve şenliklerle karşılanmaktadır. Hıdrellez geleneğinin belirli temalarının yer aldığı etkinliklerden en meşhuru ise Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri'dir. Eminönü Sivil Girişimi ve Eminönü Belediyesi tarafından her yıl 5 Mayıs'ta düzenlenmekte olan bu etkinliklerde “bahar yiyecekleri” sokaktaki tezgâhlarda bulunurken; “eğlence” semtin kendine has ve en eski İstanbulluları olan gruplar tarafından “müzik” ve “oyun”larla sağlanır. “Dilekler” kâğıtlara yazılıp yine Türk kutlama kültüründe önemli yeri olan ve “dilek ağacı”nı simgeleyen “nahıl”lara ve çevresindeki gül fidanlarına asılır. Son olarak Hıdrellez’in en bilinen öğelerinden olan “ateşten atlama” da gece yarısı yakılan ateşlerle gerçekleştirilir.
Nevruz (21 Mart)
Türk dünyasında yılbaşı olarak kabul edilen ve “yeni-yıl”, “yıl-başı”, “yeni-gün”anlamlarında anılan Nevruz; Farsça nev (yeni), rûz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Gece ve gündüzün eşit olduğu Miladi 22 Mart, Hicri 9 Mart gününe rastlamaktadır. Güneşin Koç burcuna girdiği bu gün, Anadolu’da “Sultan-ı Nevruz”, “Nevruz Sultan”, “Mart Dokuzu”, “Mart Bozumu” gibi adlarla anılmaktadır.
İran ve Bahaî takvimlerine göre baharın başlangıcı sayılan Nevruz, yılın ilk gününü temsil etmektedir. Bununla beraber Nevruz’un kökeni ile ilgili görüşlere baktığımızda tarihin bilinen en eski uygarlığı olan Sümerlere kadar dayandırıldığı, Sümerlerde A-ki-til adıyla kutlanan yeni yıl bayramının Nevruz’la aynı nitelikleri taşıdığı görülmektedir.
Nevruz' la ilgili olarak çeşitli kültürlerde değişik tarzda birçok söylenti bulunmaktadır. Oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan Nevruz kutlamaları, yayılmış olduğu coğrafyaya göre dinî bir mahiyet kazanarak varlığını günümüze kadar devam ettirmiştir. Dinî açıdan Nevruz halk arasında, dünyanın yaratıldığı gün; Hz. Âdem’in yaratıldığı, çamurdan yoğrulduğu gün; Âdem ile Havva’nın cennetten kovulduktan sonra Arafat Dağı'nda yeniden buluştukları gün; Hz. Nuh’un tufandan sonra gemisinden inip, karaya ayak bastığı gün; Hz. Musa’nın Mısır’dan ayrıldığı gün; bir balık tarafından yutulan Hz. Yunus’un karaya çıktığı gün; Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığı gün; Hz. Ali’nin doğduğu gün; Hz. Ali’nin Hz. Fatıma ile evlendiği gün ve Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed tarafından halife ilân edildiği gün olarak kabul edilmiş ve bugüne büyük bir önem verilmiştir.
Türk dünyasında Nevruz kutlamaları esnasında doğa kültü, atalar kültü ve ateş kültü bir arada bulunmaktadır. Bunların bir uzantısı olarak; kırlara çıkma, eğlence, şenlik ve oyunlar düzenleme, yiyecek hazırlama, temizlik yapma ve giyim kuşamdaki değişiklikler, hediyeleşme, akraba ziyareti ve sosyal dayanışma, ad verme, ateş yakma ve üzerinden atlama gibi âdet ve geleneklerin yanı sıra Hıdırellez kutlamalarında da görülen Hızır kültü, kabir ziyareti, kurban, dua ve diğer dinî motifler, bolluk ve bereket gelmesi için yapılanlar, sağlık, mutluluk, baht açıklığı için yapılanlar ve tutulan dilekler şeklindeki uygulamalar Anadolu’nun çeşitli yerlerinde karşımıza çıkmaktadır.
İstanbul’da ise Nevruz kutlamaları için yapılan hazırlıklara önce evlerden başlanır, yaz temizliği ve yeni kıyafetlerin çıkarılmasının ardından dostlar arasında Nevruz tebriklerle kutlanırdı. Bayramların vazgeçilmez âdetlerinden biri olan tatlı yenmesi, Nevruz kutlamalarında o senenin tatlı bir şekilde geçmesi için muhakkak yerine getirilmesi gereken bir âdetti. Bugüne özel olarak nevruziye macunu yapılır, macunun ortasına canlı bir balık koyulurdu. Evlerde yapılan nevruziye macunu, eski İstanbul’un eczanelerinde de ağzı kapalı kâselerde reçeteyle satılır, bunu temin edemeyenler akide şekeri veya herhangi bir tatlı yiyerek bu âdeti mutlaka yerine getirirlerdi.
İstanbullular, 21 Mart Nevruz günü kahvaltılarında adı “s” ile başlayan yedi türlü yiyecek bulundurmanın ev halkına selamet getireceğine inanır, Mevleviler “Selam” ile başlayan yedi ayeti siyah mürekkeple yazarak bir kâse içinde sütle eritmek ve loğusa şerbeti katmak suretiyle özel bir mürekkep elde ederlerdi.
Günümüzde Nevruz kutlamalarının Zeytinburnu, Kazlıçeşme'de yapılması bir gelenek halini almıştır. Çok eski zamanlara dayanmakta olan bu gelenek halk arasında yapılan çeşitli eğlencelerle varlığını hâlâ devam ettirmektedir.
Halk Hukuku
Toplumsal yaşam, ilk çağlardan itibaren gruplar ve cemaatler arasındaki ilişkilerin düzenli bir biçimde sürdürülmesi için bir dizi beklentiyi, kalıp davranışı, işlemi ve bellirli yasakları gerektirmiştir. Halkın inanç ve kültürü doğrultusunca belirlenmiş olan bu tür davranış ve beklentiler, halk hukuku denilen yazılı olmayan birtakım yaptırım ve caydırıcı özelliği olan uygulamalar tarafından denetlenmektedir. Hukukun ilk ve temel kaynaklarından biri olan bu örf ve âdet hukuku, bugün de başlı başına bir hukuk kaynağı olduğu gibi, yazılı hukukun oluşmasında da etkili olmaktadır. Ancak yasa hükümlerinden farklı olarak halk hukuku, belli bir makam ya da kurulun iradesine dayanmaksızın; halkın genel inanç ve uygulamalarından doğmaktadır.
Özellikle dinselliğin ağır bastığı toplumlarda bir dizi kuralı yerine getirmekle sorumlu bulunan birey, kutsal kitapların ve dinsel kurumların yerine getirilmesini istediği kurallara uymadığı zaman günah işlemiş duygusuna kapılarak tedirgin olur. Bu kurallara aykırı şekilde hareket eden kimse, bu hareketin karşılığı olan cezadan kurtulmak ve kendisini ruhsal bakımdan arındırmak zorunda hisseder. Halk hukuku denilen ve daha çok “sözlü” olan hukuk düzeninde, bireyler için son derece bağlayıcı, kısıtlayıcı, yerine göre rahatlatıcı ve çözümleyici birçok uygulama görülmektedir.
Halk hukuku, toplumun günlük yaşamı içerisinde, ticaret ve iş yaşamında bazı hukuksal konuların detaylarından, evlenme, boşanma, mülkiyet-miras ilişkileri, akrabalık ve komşuluk ilişkileri, sınır anlaşmazlıkları, namus, hırsızlık, borçlanma, toplumsal ilişkilere varana kadar çok geniş bir alanı içermektedir. Böylelikle gerek yasa metni ile gerekse doğrudan oluşan boşlukların doldurulması işlevini sürdürmektedir. Ancak bir davranış modelinin halk hukuku veya örf ve âdet kuralı olarak kabul edilebilmesi için toplum tarafından belirlenmiş olan bazı şartları taşıması gerekmektedir:
- İlk olarak, örf ve âdet kuralının anlamı toplum üyeleri tarafından açıkça bilinmeli ve benimsenmelidir,
- İkinci olarak bu kurallar, toplumun genel kabulleri doğrultusunda akla uygun ve kabul edilebilir olmalıdır. İnsanlar, bu kuralların haklı olduğuna inanmalı, uygulanması zorunluluğa dayanmamalıdır.
- Bir davranış modelinin halk hukuku olabilmesi için çok eski zamandan beri uygulanıyor olması gerekmektedir. Öyle ki kuralın ne zaman ortaya çıktığını yaşayan herhangi bir kimse tarafından hatırlanmamalıdır.
- Toplumsal ilişkileri düzenleyen halk hukukunun, yasalarla çelişmemesi gerekmektedir.
Tüm bu kuralların yanı sıra halk hukuku yalnızca etkili olduğu yörede yaptırım gücüne sahiptir ve yörelere göre değişik özellikler göstermektedir. Çağın gerekliliklerine göre de değişebilen halk hukukunda cezalandırma biçimi genel olarak; kınama, ayıplama, toplumsal baskı, toplum dışına itilme, para cezası gibi şekillerde olmaktadır.
Kaynakça
Aksoy, Mustafa, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Halk Takvimine Göre Yılbaşı”, Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi /, www.InsanBilimleri.com.
Aras, Sıtkı, “Erzurum Dolaylarında Ziraî Folklor”, Türk Folkloru, İstanbul, 1985.
Araz, Nezihe - Umay Günay, Nail Tan, Kâmil Toygar, Enis Öksüz, Bilge Seyidoğlu, 21.Yüzyılın Eşiğinde Örf ve Âdetlerimiz (Türk Töresi), 2. b., Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1994.
Aşa, Hatice Emel, “Avrasya’nın Ortak Bayramı Nevruz”, Yeni Avrasya Dergisi, İstanbul, 2000.
Boratav, Pertev Naili, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1997.
Enginer, Gürbüz, Uşak Halk Takvimi, Halk Meteorolojisi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1984.
Göktaş, Uğur, “Nevruz Âdetleri”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 6, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1994, s. 69-70.
Günay, Umay, “Ritüel ve Hıdrellez”, Milli Kültür, Sayı: 72, İstanbul, Mayıs 1990, s.12.
http://library.atilim.edu.tr/kurumsal/pdfs/090402.pdf.
http://www.dinlertarihi.net/nevruz/nevruzun-kokeni.html.
http://www.nedirnedemek.org/halk_hukuku_nedir.
http://www.nuveforum.net/1723-genel-kultur-h/252219-halk/ .
http://www.sombahar.com/halk-takviminde-gunlerin-uguru-ile-ilgili-inanclar.htm.
Koz, M. Sabri, “ Halk Takvimi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 3, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1994, s. 523-524.
Sezer, Sennur - Özyalçıner, Adnan, “Bir Zamanların İstanbul’u Eski İstanbul Yaşayışı ve Folkloru”, İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2005.
Turan, Mustafa, “Tarihî Kaynaklar Işığında Nevruz Menşei Meselesi” / http://panteidar.wordpress.com/2010/03/20/nevruz-tarihi-ve-kokeni/.
Veren, Ergün, “Yazılı Kaynaklarda Anadolu’da Halk Takvimi ve Halk Meteorolojisi”, Türkerler Kitap Kır. Dağ. Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti, Ankara, 2009.
www.azeribalasi.com/halk-hukuku-t9750.html.
www.baktabulum.com/turk-dunyasi-ve-kulturu/144068-halk-hukuku-halk-hukuku-hakkinda.html.
Şule Yaver